Türkiye'deki korkunç 2001 krizi:

2001 yılındaki ekonomi kriz herkes gibi bizi de vurdu. Dergilerde gezi yazı sponsorlarımız bütçeleri kapatmışlardı.

Motosiklet Dünyası Dergisi ise ancak kadrolu personeline maaş verme kararı almıştı. Böylece parasızlığımız açlık sınırına vardı. Tüp gazımız kadar, doğal gazımız da olmadığı için 13 derecelik evde oturmaya, ormandan topladığımız kozalakları yakarak günde bir kez -o da sadece çabuk pişecek yemekleri yaparak- beslenme moduna geçtik.

Böylece parasızlık giderek katlanarak arttı... karşı apartmanların bacalarından çıkan ve özlemle baktığımız dumanlar, nefes alırken bizim ağzımızdan burnumuzdan buhar olarak çıkmaya başladı. Ev öylesine soğuktu ki, kar yağınca camların içerden buz tuttuğunu ve dışarısının görünmediğini anımsıyorum! Gelen parayı her yerden böylesine kesiyor, bize göre daha temel bir gereksinim olan benzin ve internet giderlerine ayırıyorduk. Ama gösterdiğimiz tüm özveriye karşın gün geldi, net bağlantımız da kesilme noktasına geldi. Bağlantının süresi bitmişti ve yenisini almamıza olanak yoktu. Artık yaşam ile bu bağlantımız da kesiliyordu.

Dostlar ve ziyaretçilerin internetteki yokluğumuzun nedenini merak edeceklerini bildiğimizden Elvin kendi sitesine ve benim siteme bir veda mesajı yazarak on-line etti. İçerik olarak duygu sömürüsü yapmadan, durumumuzu traji-komik bir üslup ile anlatıyor, dostlara veda ediyor ve seçtiğimiz yaşamdan asla pişman olmadığımızı ve yakında görüşeceğimizi açıklıyordu. Seçimlerimizden hiç de pişman değildik; çünkü ne de olsa bu yaşamda o güne değin -tüm zorluklara karşın- çok eğlenmiştik.

On-line işlemi bittikten sonra Elvin ile salonun ortasına oturduk ve birbirimize sarılıp "Buraya kadarmış" dedik; "yaşam sonunda bizi nakavt etti." İkimizin de gözleri dolmuştu. Aç -ve belki de açıkta- kalacak olmaktan çok yenilmiş olmaktı bize koyan.

Ve birden bir mucize oldu: Kitap siparişleri, net bağlantıları ve nakit paralar birdenbire "yağmaya" başladı. Sitelerdeki mesajları okuyan tüm dost ve ziyaretçiler bize destek vermek istemişler böylece de bir "yardım akını" yaratmışlardı! Amerika'dan bile -bir MC'den ve biri Hells Angels olan iki kişiden- Western Union aracılığı ile nakit para geldi. Tek birini bulamazken birden dört internet bağlantımız oldu.

Tüm bu değerli yardımların arasından belki de en önemlilerinden birisi bir dostun fikriydi. Soruyordu bize: "Bu kadar insana web'de yardım ediyorsunuz, böyle siteler yapıyorsunuz; neden bu işten para kazanmayı düşünmüyorsunuz?".

Kuryelik Yapmak Zorunda Kalıyorum:

O anda anladım ki başka bir iş yapmalıydım. Türkiye'de mühendis olarak tanınmadığım, en önemlisi de çalışma iznim olmadığı için inşaat sektöründe iş bulmak için hiç şansım yoktu... bunu iyi biliyordum. Geriye ise sadece motorcu olarak çalışabileceğim ve pek fazla "sorgu sual etmeden" iş verilen alan kalıyordu: Kuryelik! Yine yollardaydım... ama çevrede sadece korna gürültüsü, egzost dumanı ve acımasız bir soğuk vardı. Uzun yollarda gezginseniz; üstelik yaz/kış yollardaysanız soğuk ile "halvet olmaya" alışıksınızdır. Motorcu olarak zorluğu da zaten tanırsınız. Ben de alışkın ve tanıdıktım onlara.

Oysa kuryeliğin soğuğu da, zorluğu da başkaydı. Dokuz saat boyunca bir caddelerin soğuğunda, bir plazaların sıcağında olmak anlamındaydı. Ortalama yarım saatte bir, kat kat kıyafetler içinde telsizi, pulları, değerli evrakları, kimliğinizi, cep telefonunuzu üzerinize yerleştirip, sonra tekrar elinize almak; tek elinizde telsiz merkez ile konuşurken nedense hep geç kalan evrakları yetiştirmek adına araçlar ile körlemesine yarışmak demekti. Eve soğuktan ceketimin kolları buz tutmuş halde çok dönmüşümdür... hafta sonları şirketlerden paramı alamadan hem de!